Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
 

Gönderen Konu: Türkiye Pakistan'dan savaş uçağı alır mı?  (Okunma sayısı 78 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı 113-Anka

  • Tunç Filo Personeli
  • *
  • İleti: 1108
  • Puantaj +256/-45
  • Cinsiyet: Bay
  • Mustafa Kemal ATATÜRK!
Türkiye Pakistan'dan savaş uçağı alır mı?
« : 30 Kasım 2017, 20:22:22 »
Türkiye Pakistan'dan savaş uçağı alır mı?

Yazar: Ömer Faruk Bozkurt

Pakistan-Çin tarafından ortak olarak tasarlanan ve üretim lisansı Pakistan’da bulunan JF-17 savaş uçağı TSK için çok faydalı bir alternatif olabileceğine ilişkin yazımı Ağustos 2016 tarihinde paylaşmıştım. Kasım 2017 tarihi itibariyle böyle bir alıma yönelik teklif yapıldığı Anadolu Ajansı tarafından haber edildi.



Bilindiği üzere, THK envanterinde bulunan yaklaşık 49 F-4 savaş uçağı yakın bir zamanda ve 240 F-16 savaş uçağı da 2030 yılında hurdaya ayrılacaktır. TSK, ortaya çıkacak bu boşluğu 2 proje ile doldurmayı planlamaktadır. Bunlardan birincisi Lockheed Martin F-35A  alımı için 16 milyar dolar ayrılmış olup 100 adet alınması planlanmaktadır (Ayrıca TCG Anadolu için 16 F-35B düşünülüyor). Bu uçak, halihazırda F-16’lar tarafından yürütülen çok fonksiyonlu uçuş görevini gerçekleştirecektir. Diğer proje ise 11-13 milyar dolara geliştirilmesi beklenen ve milli imkanlarla üretilecek olan TF-X adlı uçaktır. Çift motorlu olarak planlanan TF-X’in ise şu an hava kuvvetlerinde benzeri olmayan hava üstünlük uçağı görevini ifa etmesi planlanmaktadır.

Söz konusu iki uçağın da “stealth” yani “hayalet uçak” özelliği taşımasının TSK’ya olan maliyetlerini çok artıracağı öngörülebilir. Nitekim, F-35’lerin birim maliyeti, yaklaşık olarak 105 milyon dolar civarında hesaplanmaktadır. Bu yüksek maliyet, uçağın “stealth coating” denilen özel boyasının sıklıkla yenilenmesi ve diğer uçaklara nazaran daha kalabalık bir bakım ekibi gereksinimleriyle birleştiğinde daha da yüksek rakamlara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Benzer bir durum yine stealth özellik taşıyan TF-X için de geçerli olacaktır. Öncelikle yurtiçi imkanlarla geliştirilecek olan TF-X’in birim maliyeti hayli yüksek olacaktır. F-35’in birim maliyeti her ne kadar ilk bakışta çok yüksek görünse de bu rakama, ancak çok fazla siparişin garantilenmesiyle ulaşılabilmiştir. 3100 sipariş almış olan Lockheed Martin bu sayede uçağı 105 milyon dolara ancak mal edebilmiştir. 3100 sipariş sayısı ise havacılık tarihindeki en büyük satış başarıları arasındadır. TF-X için ise benzer bir rakamın gerçek dışı olduğu tahmin edilebilir. Dolayısıyla, TF-X’in 11-13 milyar dolar tahmin edilen, daha da yükselebilecek geliştirme masrafı Savunma Bakanlığının satın alacağı uçaklara yansıyacaktır. İkincisi, uçaklara iki adet Rolls Royce  EJ-2000 motorları entegre edilmesi düşünülmektedir. Çok yüksek kalitede olan bu motorların TF-X’de (F-35’in aksine) iki adet olması yine maliyeti artıran sebepler arasında olacaktır.

Yine de yüksek maliyetlerine rağmen söz konusu iki uçak, ülkemizin bekası ve bulunduğu coğrafyadaki üstünlüğü açısından çok büyük faydalar sağlayacaktır. Ancak, savaş uçaklarının 2.000-6.000 saat uçuş süreli olduğu göz önüne alındığında, ilgili uçakların daha basit uçaklar tarafından gerçekleştirilebilecek görevleri yürütmesinin gereksiz olduğu görülecektir. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, dünyanın en güçlü savaş uçağı olarak kabul edilen F-22 savaş uçaklarını Irak Savaşında, Afganistan’da ve Suriye’de çok nadiren kullanmaktadır.

THK’nın halihazırda yürüttüğü görevleri incelediğimizde; bunların eğitim uçuşları, PKK hedeflerinin bombalanması, Ege Denizinde it dalaşı ve son yıllarda kısa bir süre için Rus savaş uçaklarına karşı önleme görevlerinden oluştuğunu görürüz. Bu görevler ise sonuncusu dışında F-16 gibi daha düşük maliyetli uçaklarla da başarıyla icra edilebilmektedir. Dahası geçmişteki F-4 ve F-16 kaza kırımları göz önüne alındığında F-35 ve TF-X gibi pahalı-sofistike sistemlerin bahsi geçen görevler için riske edilmesi yanlış olacaktır.

Ayrıca, “niceliğin kendine has bir niteliği olduğu” deyimini göz önüne aldığımızda da JF-17’nin gerekliliğini görürüz. Düşük maliyeti sebebiyle diğer uçaklara nazaran daha fazla miktarda envantere eklenebilecek JF-17’nin hava sayı üstünlüğü sağlayacağı tahmin edilebilir. Nitekim havada daha fazla uçak bulundurulması, havada daha fazla füzenin, daha fazla yakıtın ve daha fazla taktiğin bulundurulması anlamına gelmektedir. Örneğin 105 milyon dolarlık bir F-35 havada 2 adet aim-120 ve 2 adet aim-9x taşırken aynı maliyette 4 adet JF-17 (4×7=28) 28 adet füzenin havada mevcut tutulmasını sağlamaktadır.

İşte tüm bu sebeplerden ötürü, TSK’nın düşük maliyetli ve aynı zamanda F-16’lar kadar başarılı bir uçağı bünyesine katması çok faydalı olacaktır. Bu amaçla dünyada halihazırda üretilen uçaklara göz atarsak:

JF-17=15-25 Milyon Dolar

J-10=60 Milyon Dolar

F-16=60-80 Milyon Dolar

GRIPEN NG=80 Milyon Dolar

Rafale=110 Milyon Dolar

Typhoon=120 Milyon Dolar



İlgili uçakların tahmini olarak yukarıda verilen maliyetlerde olduklarını görürüz. Bunlar arasında JF-17 düşük birim maliyetiyle büyük dikkat çekmektedir. Kısıtlı bir savunma bütçesine sahip olan Pakistan’ın Çin ile olan ortaklığı sonucu tasarlanan uçağın başlıca tasarım hedeflerinden birisi birim maliyetin düşük olmasıdır. Uçak bu özelliğinden ötürü Pakistan, Myanmar ve Nijerya tarafından tercih edilmiş olup Azerbaycan, Bulgaristan, Filipinler ve İran gibi ülkeler tarafından da satın alınması gözden geçirilmektedir.

Ancak JF-17’nin düşük maliyeti uçağın başarısız olduğu anlamına gelmemektedir. Bundan ziyade JF-17 özellikle ayrodinamik olarak son derece başarılı bir savaş uçağı olarak görülmektedir. Bunun öncelikli sebebi, uçağın F-16 ve F-18 savaş uçakları kopya edilerek üretilmiş olmasıdır. Bilindiği üzere, 80’li yıllarda ABD F-16 tasarım planlarını İsrail ile paylaşmış ve İsrail de bu planlar üzerinde çeşitli değişiklikler yaparak Lavi adlı savaş uçağını tasarlamıştır. Ancak ABD, İsrail’in Lavi adlı uçağı üretmesine karşı çıkmış ve İsrail’in F-16 uçaklarını satın alması konusunda baskı yapmış ve İsrail de Lavi’yi rafa kaldırmıştır. İlerleyen yıllarda İsrail illegal bir şekilde Lavi uçağının planlarını Çin’e satmış ve böylece Çin tüm zamanların en başarılı uçaklarından F-16’nın tasarım planlarına sahip olmuştur.

Çin havacılık endüstrisi elde ettiği bu istihbarat ile hava üstünlük uçağı J-10 ve çoklu görev uçağı JF-17’yi tasarlamıştır. JF-17’nin F-16 kopyası olarak üretilmesinin en önemli çıktısı JF-17’nin yüksek manevra kabiliyetine sahip olmasıdır. Nitekim, planları üzerine inşa edilen F-16, savaş uçakları arasında en keskin dönüşleri (+9G) yapmasıyla meşhur uçaktır. JF-17 ayrodinamiği incelendiğinde uçağın F-18 tasarımından da bir şeyler barındırdığı görülmektedir. Buradaki amaç ise angle of attack yani hücum açısının F-18’de olduğu gibi yüksek derecelerde olmasıdır. Netice olarak JF-17, manevra kabiliyeti son derece yüksek ve hücum açısı bakımından F-16’dan daha başarılı bir uçak olarak görülebilir ve bu başarılı gövdenin üretim lisansı Pakistan’dan satın alınabilir.


                                   JF-17 ve F-18


JF-17’nin eksik olduğu noktalara gelirsek, Pakistan’ın mevcut teknolojisiyle uçağı aviyonik olarak yeterince geliştirememiş olduğunu görürüz. Bu durumun en belirgin olduğu noktaların uçağın radarının yetersizliğinde ve hassas güdüm kitleri için gerekli olan lazerleme podlarının ve kızılötesi görüşün eksikliğinde olduğunu görürüz. Ancak bu durum Türkiye için çok büyük bir problem olarak görülmemelidir. Nitekim son yıllarda ASELSAN’ın ilgili sistemleri geliştirmiş ve geliştirmekte olduğunu görmekteyiz. ASELSAN bu konuda TF-X projesi için Galyum Nitrat teknolojisini kullanan AESA radar geliştirmekte olup bahsi geçen lazerleme podlarını geliştirmiş ve TSK’ya teslimini tamamlamıştır.


                                                   ASELSAN AESA Prototipi           

 
                                                       ASELSAN Aselpod 

Uçağın kısmen bir diğer eksik olduğu nokta olarak ise motoru gösterilebilir. JF-17 uçakları halihazırda MİG-29’lar için üretilmiş olan Klimov RD-93 motorlarını kullanmaktadır. Rus üretimi olan ilgili motorlar, diğer Rus uçaklarının da paylaştığı sık bakım gereksinimi, sık arızalanma gibi çeşitli sorunları barındırmakta ve batı menşei motorlar kadar yüksek performans gösterememektedir. Dolayısıyla bu noktada da alınması kararlaştırıldığı takdirde uçaklara batı menşei motorların entegre edilmesi gerekmektedir.

Netice olarak batı üretimi bir motor ve ASELSAN aviyonikleriyle düşük maliyetli JF-17 Türk Hava Kuvvetlerine çok büyük bir katkı sağlayabilir. Bunlardan en önemlisi sofistike sistemler gerektirmeyen eğitim, anti terör, it dalaşı görevlerinin icra edilmesi ve havada sayı üstünlüğünün sağlanması olacaktır. Ayrıca, Müslüman ve dost bir ülke tarafından üretilmekte olan bir projeye ülkemiz tarafından destek verilmesi savunma sanayi alanında Müslüman ülkelerin yer edinmesine ve batı hegemonyasının kırılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Kaynak: www.kokpit.aero

« Son Düzenleme: 30 Kasım 2017, 20:24:40 Gönderen: 113-Anka »
         
SCRAMBLE SCRAMBLE!!